9 Eylül 2008 Salı
Yemek durumlari
--
ben: yemek konusunu
guzel bi sekilde hallediyorum
biraz disarda yedim ilk zamanlar
simdi evde sistemimiz yavastan oturmaya basladi
dun temizlik yaptik arkadasla
artik ev agirlikli yicem
mikrodalga kullanarak basladim :)
turk kahvaltisi yapiyorum
bu sabah 5te kalkip 6da evden cikana kadar araya sikistirdim bi tane
konserve yiyorum
bestetiknaz: mikrodalga basta cok kurtarıyo tabii ama cok deva etme bayaa sağlıksız
16:49 ben: bi de bizim isyerinde her tarafta mikrodalga var
evet onun da farkindayim
o yuzden
WalMart'tan
8 parca tencere seti aldim
bestetiknaz: super
bestetiknaz: yunuscum diyodumki
konserve barbunya nohut fasulye al
onlar cabuk pipyo
pişiyo
ben: evet aldim
hatta dun yedim
bestetiknaz: yalnız onları once yıkıycan
ben: pisirmeden de yeniyo ya onlar :)
bestetiknaz: oylede
eğer once yıkar
ben: ogrenci usulu :D
bestetiknaz: sonra tencereye koyup yağ salça pişirisen baya bildiğin ev yemeği oluyo
neyse yunuscum
ben: hmm yag salca evet bunlardan almaliyim :)
tesekkurler
bestetiknaz: senin iyi keyfinin yerinde olmasına cok sevindim
baharatda guzel oluyo
:)
ben: hmm evet
bi de makarnali salata aldim 1 kusur kilo
cok ucuzdu :)
16:55 ye ye bitmio valla
guzel ama kolay oluo tadi da guzel
bestetiknaz: ben senide cok tutmiim de sen aslıyla konus
ben: ha bi de noodle yedim gecende tabii ki :)
bestetiknaz: onu ben bilmem ben makrnacı dilim bilirsin
16:56 ben: o makarna diil noodle!!
:)
16:57 bestetiknaz: ok
ben: :)
bestetiknaz: :p
ben: bestecim bu konustuklarimizin yemekli ilgli olan kisimlarini
bloguma koymak istiyorum
musaadenle
16:58 bestetiknaz: kendine iyi bk canım benim
ben: istersen adini cikarabilirim :)
bestetiknaz: koytabi koy
hatta bi tip daha
pilav tencereleri var gordunmu onları
ben: evet evet soyle butun dunya duysun :)
bestetiknaz: boyle pirinci suyu koyuyosun 10 dakka da makina pilavı
işte onu ordakiler bilmiyo..içine bizim usul az yağ karbiber tuzda koy
17:00 bak konserveleri pişirirken istersen az bi soğan...biraz sarımsak...oy oy oy
bestetiknaz: yemek yapasım geldi yawww
ben: oooy ooyy :P
bestetiknaz: yani seversen al
17:01 bide barillanın içi bişeyli li tortellinileri vardır
onlarda hemen pişer
17:02 ben: evet valla paraya kiyip barilla spagetti aldim birileri duysun
bestetiknaz: onu pişrirken tamamını su koyma az da sut eklersen, sutu krema gibi oluyo ustunede parmesan
ben: :)
offf
17:03 bestetiknaz: neyse bu aksam bu kadar yemek tarifi yeter biraz da yarına kalsın
opuyorum canım benim
ben: valla bestecim internete cikacagini duyunca birden asci damarin tuttu galiba :P
hahahaha
bestetiknaz: dur daa kek kurabiye tariflerim war :)
ben: AHAHAHAHAH
bestetiknaz: ama arkası yarı olsun
ben: :D :D
tamamdir :D
bestetiknaz: take care
miss you
ciaooooo
Kanada'ya varis hikayem
Not2: Artik isyerimden internete girebiliyorum. Yani nispeten daha cok iletisim kurabilecegim dunyayla. Oley :)
--
Sevgili arkadasim,
Interneti sormussun... Evimize internet tam olarak 14 Eylül Pazar günü gelecek. Yani o gün amcalar gelecek, büyük ihtimal aynı anda internet de gelir. Su an Starbucks'tayız :) yanımda 3 tane AIESEC'li toplantı yapıyor. Resmen internet bulmak için ordan oraya koşuyorum :)
Aktarma olayı şu şekilde gelişti: Bizim uçak İstanbul'dan 1,5 saat geç kalktı. Biliyorsun benim de Chicago'da transit için 95 dakikam vardı. Ama nasıl olduysa THY'nin pilot amcası havada biraz gaza bastı anlaşılan ve biz sadece yarım saat geç kaldık (1,5 saat geç kalmamıza rağmen). Ama o bir saat Chicago'da hiç bir işime yaramadı, çünkü orda pasaport kontrolünden geçiyorsun, sonra valizini alıyorsun, kendin elinle gümrükten geçiriyorsun. Ondan sonra yeniden check in yapıyorsun. Tabii ki benim sadece bunları yapmam 2 saati buldu ve uçağımı kaçırdım. Benim Chicago-Ottawa biletim American Airlines'tandı, oradaki teyze "Bizim bugün Ottawa uçağımız yok" dedi. Ben de "Nası ya?" dedim. Sonra kadın durdu durdu... Bana boarding pass'a benzer bir şey verdi. Sonra sordum ve ortaya cikti ki kadin bana United Airlines için vermiş onu. Eğer bilet varsa beni alabiliyorlarmış. United Airlines kontuarına gittim. Bu arada Chicago havaalanı çok büyük, 5-6 tane terminali var ve birinden diğerine trenle gidiyorsun! İşin kötüsü trene valiz arabasını sokamıyorsun o yüzden o iki dev valizi taşımak zorunda kaldım bazı yerlerde.. Neyse vardım United Airlines'a, Meksikalıya benzer bir amcanın sırasına girdim. Sonra sıra bana gelince benim valizlerin bu havayoluna göre BAYAĞI bir ağır olduğu ortaya çıktı :) Birazcik ABD Dolari vermek zorunda kaldım bu yüzden.. Ama kendime yer bulabildim en azından! Gene şanslı sayılırım çünkü küçük bir uçaktı Chicago-Ottawa uçağım ve sanırım yalnızca 1 boş yer vardı (o boş koltuk da benim yanımdaydı :) ). Uçağa yetişebildim yani sonunda, ama beklenenden 3-4 saat geç gitmiş oldum. Allah'tan beni Ottawa'dan alacak arkadaşa durumu anlatan bir mesaj atmayı akıl edebilmiştim Chicago'da. Elimde kalan 7 kontör de burada işe yaramış oldu. Ottawa'ya indiğimde oranın saatine göre saat 11-12 gibiydi.
Pasaport kontrolünü beklerken telefonum çaldı, açtım. 10 sn boyunca konuşmaya çalıştım biriyle, hiçbir ses duymadım. Sonra bir baktım -16 kontörüm kalmış (Yani şu an Turkcell'e borçlu sayılırım :)) Bu da demek oluyordu ki, eger arkadaslar gelmediyse/beklemediyse, havaalaninda kalakalacaktim. Pasaport kontrolünden geçtim, hemen ardından orada bir ofisten çalışma iznimi aldım. Valizimi beklemeye başladım. Bir tanesi geldi, diğer gelmedi! Bekliyorum bekliyorum, gelmiyor!... Sonra anons geldi: "Chicago uçağından gelen bütün valizler çıkmıştır. Eğer valiziniz gelmediyse lütfen kayıp valiz masasına gelin." Gittim. Uzun bir form doldurdum. Verdim formu. "Kısmet buymuş, çıkar bir yerden" dedim. Sonra tam çıkıyordum, uzakta bir yerlerde büyükçe bir yazı gördüm: "Ağır Bagajlar" gibi bir şey. Altında siyah bir şey var. Gittim, bir baktım benim valiz! :) Hemen attım valiz arabasına :) Sonra gidip kayıp valiz masasına durumu anlattım ve "Acaba beni beklemiş midir arkadaş? Ya gittiyse gelmediyse?" vs diye düşüne düşüne çıktım havaalanından. 3 kişi birden beni karşıladı! Ellerinde kocaman bir kartona yazmışlar: "WELCOME TO CANADA YUNUS!" :))))))))
Havaalanı maceram bu şekildeydi işte sevgili arkadasim.
Saat olayini da sormussun. Saat farkı olarak direk burayı GMT -5:00 olarak düşünebilirsin, yani aramızda 7 saat var (ben daha gerideyim). Kısacası, sizin için orada akşam saat 17:00 iken burada saat 10:00 oluyor.
Kendine iyi bak arkadasim,
Yunus
3 Eylül 2008 Çarşamba
Ise basladim! (ama hala internetim ve telefonum yok)
Yeni evime tasindim. Bugun isin ilk gunuydu ve her sey harikaydi!
Internet imkanim bu aralar sinirli. Eve internetin baglanmasi 10 gunu bulabiliyormus...
Kimse meraklanmasin, burada hayat super :)
Herkese selam!
22 Ağustos 2008 Cuma
YouTube'un Kapatilmasi ve Internette Sansure Tepki!
http://www.sansuresansur.org/
Hareket, bugun Milliyet'in mansetine cikti! Yerli-yabanci baska bir cok yayin organinda da yer aldi!
Sahane! :)
Hareketin manifestosu asagida (Kalin yerleri ben kalin yaptim :) )
-----
Bize göre:
Sansür, asla küçümsenmemesi gereken çok önemli bir konudur. Herkes bunun vehametinin farkına varmalıdır.
Ülkemizde son günlerde, özellikle sanal ortamda artan kontrolsüz bir sansür söz konusudur.
Gerçek hayatta suç olan şeylerin sanal hayatta da suç olması normaldir. Kimse birini öldürüp, bunun videosunu yayınlamamalıdır. Bunu engellemeye sansür denemez. Aynı şey tecavüz, çocuk pornosu, uyuşturucu madde temini gibi konular için de geçerlidir.
Gerçek hayatta suç teşkil etmeyen şeylerin sanal ortamda keyfi faktörlerle engellenmesi sansürdür.
Bazı kurallar koyulacaksa bu iyice, açıkça tanımlanmalıdır. Ucu açık söylemlerle iş keyfiyete bırakılamaz. Her önüne gelen, mahkemeye başvurup site kapattıramaz.
Müstehcenlik, intihara özendirme gibi belirsiz söylemler tek başına site kapatmaya yeterli olmamalıdır çünkü bunlar beraberinde "kime göre" sorusunu getirecektir ve bu kabul edilebilir bir şey değildir.
Porno suç değildir. Kimsenin fantezi dünyası kimseyi ilgilendirmemelidir.
Düşünce suç değildir. Herkes istediğini düşünmekte özgür olmalıdır.
Kapatılan sitelerin bazı meslek sahiplerini etkiliyor olabileceği gözardı edilmemelidir ve bu sitelerin sadece eğlence aracı olmadığı insanlara vurgulanmalıdır.
Ülkemize edilen hakaretlerin cezası bize değil, o hakaretleri edenlere kesilmelidir. Gerekirse site yönetimi ile görüşülmeli ve hakaret içeren videoların kaldırılması talep edilmelidir. Türkiye'yi internetten kovmak üç tane ergen çocuğun yapabileceği bir şey olmamalıdır.
Arka kapılar bularak yasaklanan sitelere girmeyi başarabilmek, sorunun çözümü demek değildir.
Sansür, sadece sanal ortamlarda değil, her ortamda var olabilen bir tehlikedir. Sanal ortamdaki sansürün sanata, resimlere, filmlere, kitaplara da sıçraması gayet mümkündür. Bu nedenle, sansürün her türlüsüne karşı durmak gerekmektedir çünkü sansür, bilgi alma özgürlüğümüzün kısıtlanması, haklarımızın çiğnenmesi ve bizim için neyin doğru olduğuna başkalarının karar vermesi demektir. Dolayısıyla sansür özgürlüğün ihlalidir.
Ve unutmamak, unutmaktan; ses çıkarmak, susmaktan her zaman için daha iyidir.
---8 Ağustos 2008 Cuma
7 Ağustos 2008 Perşembe
Adana’da Küçük "TAC Reunion" :)
Adana’da kısa bir zaman önce Pasta Bahçesi adında bir pastane/restoran/café açılmış. Mekanın kalite ve keyfini, şehir ortalaması’nın gayet üzerinde buldum.
Geçtiğimiz Çarşamba günü TAC 2004 döneminden sevgili lise arkadaşlarım Erdem, Işıl, Mehmet Topal ve Beril* ile bu mekanda buluşma fırsatı yakaladık.
Buluşmadan notlar:
- Bir gün öncesinden yapılan hızlı programa, tahmin edildiği gibi katılımcıların belli bir kısmı geç geldi (Mehmet Topal (yaklaşık 1,5 saat) ve Beril Baykam (yaklaşık 2,5 saat) gecikmeli olarak geldiler :) ).
- Çok uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim! İnsan arkadaşlarını ne kadar sevdiğini ve özlediğini, sanırım onları yeniden görünce anlıyor...
- Buluşmaya damgasını dönemdeki insanlar hakkında yaptığımız dedikodular vurdu. Merak etmeyin, dedikoduların konusu "kim şu an nerede, ne yapıyor?"dan fazlası değildi :) Herkes Facebook kültürünü paylaştı.
Takdir toplayan düşünceler:
· Beril'in "Ben mezun olunca Adana'ya döneceğim, burada iş hayatına atılacağım. Adana'da yapılacak çok şey var, buranın potansiyeline inanıyorum" demesi (Gerçek bir Baykam! :) )
· Işıl'ın siyasete bulaşmış olması
· Topal'ın 4 dönemde 3 farklı ülkede (Norveç, İngiltere ve Hollanda) geçecek olan bir yüksek lisans programına kabul edilmiş olması
· Erdem'in... hmm.. abi şimdilik seninle ilgili bir şey bulamadım ama biliyorsun seni genel olarak takdir ederim :P
Buluşmamızda Adana’nın "küçük şehir" olmasının avantajlarını da aşağıdaki şekillerde yaşadık:
- Lise hayatım boyunca servise aynı noktadan bindiğim arkadaşım Işıl'ın yolda Erdem ile karşılaşması sonucu onun da etkinliğe dahil olması
- Adana'da yaşayan teyzem Ümit Sezginsoy ve eniştem Yüksel Sezginsoy'un, Pasta Bahçesi'nde otururken bizim (muhtemelen özellikle de benim) yüksek sesli kahkahalarımızı duyması
- Yukarıda adı geçen kahkahaların, bizim o anda ne kadar eğlendiğimizi teyzemlere anlatması.
- Daha sonra aynı zamanda komşumuz olan teyzemlerin bu durumu annemlere anlatması.
Günün devamını Erdem ile bizim evde ülkeyi kurtararak, Ali Baba'dan getirttiğimiz hamburgerleri ve Hasan Usta'dan getirttiğimiz kebapları yiyerek geçirdik. Geleneksel Adana lezzetleri, olmaları gereken yere yönlendirildiler kısacası (bkz: Erdem ve benim midelerimiz).
(Erdem evde çektiğin fotoğrafı gönder de buraya koyayım :) )
Adana mini TAC-reunion, bugün de önce Erdem'le buluşmamız, ardından da Senem'le Özsüt'te buluşmamız ile sürdü. Bu buluşmaya ise Senem'in özel hayatı, benim yıllar sonra Senem'i görmeme rağmen kendisiyle uğraşma performansımdan hiçbir şey yitirmemiş olmam ve Senem'in Özsüt'te karşı duyduğu genel hoşnutsuzluğu damgasını vurdu.
Erdem'le olan birlikteliğimiz, yarın yapacağımız deneysel aktivite ile sürecek. Yarın sabah Erdem'in annesinin ofisinde 24 dizisinin 6. sezonunu hiç ara vermeden kaç saat izleyebileceğimizi göreceğiz.
Gelişmeler için bizden ayrılmayın efendim.
--
* in order of appeareance ;)
5 Ağustos 2008 Salı
Isletmenin de Muhendisligi mi olurmus?
Bakalim cicegi burnunda mezunu oldugumuz bolum, Sabah'in Is'te Insan ekinde nasil bir yer bulmus kendine...
---
Hem mühendis hem yönetici yetiştiriyor
Hakkında az şey bilinse de İTÜ'ye bağlı İşletme Mühendisliği Bölümü, adaylar için fark yaratan bir tercih olabilir.
Sayısal düşünme yeteneği yüksek olan yöneticiler, iş dünyasının da en çok aradığı kişiler konumunda. Mühendislikle işletmecilik formasyonunun bir arada olması gereğinden hareketle 1977 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) tarafından kurulan "İşletme Mühendisliği Bölümü", bu niteliklere sahip kişiler yetiştiren tek bölüm Türkiye'de. Bir başka deyişle iş dünyasında stratejik kararlar verebilme yeteneğine sahip mühendislerin yetiştiği İşletme Mühendisliği Bölümü, merak edilen ama hakkında pek az şey bilinen bir okul. ÖSS tercihlerinin yapıldığı şu günlerde bölüm hakkında biraz daha fazla bilgiye sahip olan adaylar, önemini her zaman koruyacak bir alanda daha bilinçli bir tercih yapma şansı bulabilirler. Bir lisans programı olan işletme mühendisliğinde derslerin yüzde 23' temel bilimler, yüzde 21'i temel mühendislik, yüzde 34'ü matematik tasarımı ve yüzde 22'si sosyal bilimler alanını kapsıyor. Matematik, fizik, kimya gibi temel bilimlerin yanı sıra ileriki yıllarda öğrenciler istatistik, bilgisayar programcılığı, ekonomi, maliye, hukuk, sosyal psikoloji gibi alanlara ilişkin dersler de alıyor. İşletme mühendislerini diğer işletme mezunlarından farklı kılan ise mühendislik ve sayısal yöntemlerle kazanılan analitik düşünme becerisine sahip olmaları. Mezunlarına banka ve sigortacılık hizmetlerinden turizme, imalat sanayiinden reklamcılık sektörüne geniş bir yelpazede çalışma imkanı sunan işletme mühendisliği, özellikle kariyerinde üst düzey yöneticiliği hedefleyen adaylar için fark yaratan bir ilk adım...
Yazinin devami icin tiklayiniz efendim :)
---



